August 14, 2010 Kategorisi Altında Mevlana Hikayeleri - No Comment

Mevlana Hikayeleri: Herkesle Dost Olunur mu?





Mevlana’nın gönül güzelliği, başka din ve inanç mensuplarına bile yansıyordu. Başkalarını bile kavrayıp kuşatan bu sevgi dolu gönül, kimi dışarıda bırakabilirdi ki?..

Onu sevmeyenler, hakaret edenler, yanlış yorumlayanlar da onun muhabbetinden nasiplenmişlerdir. İşte başka bir Mevlana Hikayesi:

Mevlana, “Yetmiş iki millet, sırrını bizden öğrenir.” demişti. Bunu duyan bazı kişiler, Kadı Sıraceddin’e gelerek onu şikayet ettiler:

“Mevlana, herkesle dost olduğunu söylüyor. ‘Yetmiş iki milletle beraberim’ diyor. Bu nasıl olur? Her din ve inançla beraber olmak küfür [inkârcılık] değil midir?”

Kadı Sıraceddin, önce böyle bir sözün söylenmiş olup olmayacağını anlamak istedi. Bunun için bir adamını Mevlana’ya gönderdi.

Bu kaba saba adam, gelip Mevlana’ya sordu:

“Sen yetmiş iki milletle dost olduğunu söylüyormuşsun, doğru mu?”

Mevlana “Evet.” deyince, adam ağza alınmayacak sözler söyledi, hakaretler etti.

Mevlana, sabır ve sakinlik içinde dinledi, sonra, “Sözünüz bitti mi?” dedi.

Adam gayet şaşkın “Evet.” deyince, Mevlana ona şefkatle bakarak şöyle konuştu:

“Ben senin söylediklerinle de beraberim, seninle de dostum.”

 Sevgi ve şefkatle sükûnet kazanmış Mevlana gönlü, bu patavatsız adamı da etkiledi, yumuşattı ve kendine getirdi. Birden Mevlâna’nın dizlerine kapanıp, özür diledi.

Kabalık, sevgiye yenilmişti. İpek gibi yumuşak sevgi, kılıç gibi kesen sevgisizliği altetmişti.

Mevlana bu davranışıyla, barış dünyasının temellerini nasıl atacağımızı gösterdi bize.

August 14, 2010 Kategorisi Altında Mevlana - No Comment

Mevlana’nın Hoşgörüsü





Mevlana’nın Hoşgörüsü:

Mevlana’nın Hristiyan ahaliye ve papazlara hoşgörüyle yanaşıp yaklaştığı zamanlar, haçlı ruhunun büsbütün azgınlaştığı bir dönemdi. Anadolu, haçlı ordularının zalim kılıçları altında inliyordu. Ancak Müslümanlar, aynı zamanda ve aynı şehirde bir arada ve dostça yaşıyorlardı.

Böyle bir müsamahayı hiçbir Batı ülkesinde ve şehrinde görmek mümkün değildir. Bu sevgi medeniyetinin yaşanmasında elbette ki başta Mevlana olmak üzere bütün Allah dostlarının gayreti vardır. Bir yanda acımasızca saldıran haçlı orduları, diğer yanda bu saldırıyı hiçbir şekilde gündeme getirmeyen, halkı kışkırtmayan, tam tersine Allah’a kulluğa çağıran Mevlana…

Bu suretle, orduların kılıç kuvvetiyle yapamadığını, iman, ahlak ve faziletle yapan Mevlana… İmanını, İslam’ı yayan, benimseten, ahlakına hayran bırakan Mevlana…

Ülkenin bütünüyle tehlikeye girdiği bir zamanda gönül fetihleri yapmaktan bir an geri durmadı Mevlana. Çünkü Batıdan saldıran Haçlılar, çekilip gittiler. Doğudan gelen Moğollar ise zaman içinde güçlü İslam kültürü içinde eriyip gittiler.

Mevlana, gönlü, kana, kine, kılıca ve her türlü acımasızlığa karşı kazanan taraf oldu.

Böylece Mevlana, bize bugün ve yarın ne yapacağımızı da göstermiş oldu.

August 14, 2010 Kategorisi Altında Mevlana Şiirleri, Mevlana Sözleri - No Comment

Mevlana’nın Özlü Sözleri 2





Sen, değerinle ve düşüncenle iki aleme bedelsin.
Ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.
Kendini ucuza satma, çünkü değerin yüksektir.

Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur.
Biz aşktan doğmuşuz, annemiz aşktır.

Aşk şeriatı, bütün dinlerden ayrıdır.
Aşıkların şeriatı da Allah’tır, mezhebi de.

Bu dünya pazarında sermaye altındır;
orada ise aşk ve ıslak iki göz.

Hz. Mevlana sözlerinin şifa ve gıda oluşunun sırrını şu sözlerle açıklamaktadır:

“Söz söyleyen kemal sahibi olursa, marifet ve hakikat sofrasını serdi mi, o sofrada her türlü yemek bulunur. Herkes orada gıdasını bulur.”

Mesnevi şerhlerinde, Mevlana’nın “ney” ile “insan-ı kamil”i, “kamışlık” ile “elest bezmi”ni, “ateş” ile “ilahi aşk”ı sembolize ettiği belirtilmiştir.

Mevlana’nın Şiirleri:

“Duy şikayet etmede her an bu Ney,
Anlatır hep bu ayrılıklardan bu Ney.

Der ki; feryadım kamışlıktan gelir,
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.

Ayrılıktan parçalanmış bir yürek,
İsterim ben, derdimi dökmem gerek.

Şayet aslından biraz ayrılsa can,
Öyle bekler, vuslata ersin zaman.

Ağladım her yerde, hep ah eyledim,
Gördüğüm her kul için, dostum dedim.

Herkesin zannında dost oldum ama;
Kimse talip olmadı esrarıma.

Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
Gözde lakin yok ışık, duymaz kulak.

Aşikardır can-beden, gör insanı,
Yok izin, görmez fakat insan, canı.

Ney sesi tekmil hava; oldu ateş,
Hem yok olsun, kimde yoksa bu ateş!

Ateş ateş olmuş, dökülmüştür Ney’e,
Cebesi aşkın karışmıştır mey’e.

Yardan ayrı dostu Ney dost kıldı hem,
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.

Kanlı yoldan Ney sunar hep arzuhal,
Hem verir Mecun’un aşkından misal.

Ney zehir, hem panzehir; ah nerde var,
Böyle bir dost, böyle bir özlemli yar?

Sırrı bu aklın, bilinmez akl ile,
Tek kulaktır müşteri, ancak dile.

Sırf keder, gam; gitti kaç gün kaç gece,
Geçti yanışlarla günler, öylece.

Geçse günler, korku yok, her şey masal;
Ey temizlik örneği, sen gitme kal!

Kandı her şey, tek balık kanmaz sudan,
Anlamaz olgun adamdan bil ki, ham,
Söz uzar, kesmek gerektir vesselam!”