Archive for the “Mevlana Hikayeleri” Category

August 8, 2010 Categorized under Mevlana Hikayeleri

Mevlana Hikayeleri: Sen mi daha büyüksün, sakalın mı?





Mevlana hiç ayırmadan herkesle görüşür, önce onları dinler, sonrada baldan tatlı sohbetini gönüllere sunardı. Ona kulak veren her gönül, o sohbetten mutlaka etkilenir, hatta bazen de Müslüman olmak isterdi. İşte Mevlana Hikayeleri nden bir başkası:

Bir gün sohbet ettiği papaza sormuştu:

“Sen mi daha büyüksün, yoksa sakalın mı?”

Papaz hemen cevap verdi:

“Ben sakalımdan 20 yaş daha büyüğüm.”

Mevlana, taşı gediğine koydu:

“Senden 20 yaş küçük olan sakalın ağarmış; yazık değil mi ki sen hala karanlıklar içindesin!”

Bu zarif sözün taşıdığı daveti anlayan papaz, hemen oracıkta Müslüman olmuştur.

Incoming search terms for the article:

August 5, 2010 Categorized under Mevlana, Mevlana Hikayeleri

Mevlana Hikayeleri: Mevlana’nın Çevresi





Mevlana’nın çevresi, halkın fakir ve esnaf kısmından oluşuyordu. İçlerinde işçi, çiftçi, çoban, kasap, derici, dokuyucu, kâtip, hattat, esnaf olan kimseler vardı. Mevlana daima bu mütevazi insanlarla bulunur, sohbet ederdi. Mevlana, kalender ve edepli insan yetiştirmenin ve geliştirmenin aşkıyla yanar yakılırdı.

Yine bir gün bu fakir dostlarıyla samimi bir sohbete dalmışken, onları gören Emir Kemaleddin, Emir Pervane’ye dedi ki:

“Hz. Pir’in bütün bağlılıkları halktan insanlar ve esnaf… Nerede bir çulha, bakkal, terzi, kasap varsa onlar geliyorlar.”

Tabii ki bu tespitin altında, o insanları sıradan ve basit görmek fikri vardı. Mevlana, konuşulanları duymadı ama anladı.

Devlet yöneticisi olan kişilere şöyle konuştu:

“Bizim Mansur’umuz, hallaç (pamuk atıcı) değil midir? Ebu Bekir nessac (bez dokuyucu) değil midir? Bir azizimiz zeccac (camcı) değil midir? Sanatın, marifet-i İlahiye (Allah’ı tanımaya) ne zararı vardır?”

Mevlana, insanın kendi kazandığı ile geçinmesine çok önem verirdi. Zaten peygamberler ve evliya da öyle yapmışlar, kimseye yük olmak istememişlerdir.

Güzeller Güzeli Efendimiz de çok vakit fakir sahabeyle oturur, sohbet ederdi. Ashabını da fakirlerle, yetimlerle, güçsüzlerle beraberliğe ve sohbete teşvik ederdi. Üstelik, “Fakirliğimle iftihar ederim!” diyen o değil midir?

Bazı Allah dostları da mektuplarını, “Hadimü-l Fukara (Fakirlerin Hizmetçisi)” diye imzalamışlardır.

Incoming search terms for the article:

August 2, 2010 Categorized under Mevlana Hikayeleri

Mevlana Hikayeleri: Şems





Mevlana Hikayeleri: Şems

Bir gün Mevlana’ya, felsefeyle meşgul olan bir grup insan geldi. İmanî konularda soruları vardı. Mevlana, bu felsefecileri Şems’e gönderdi.

Felsefeciler Şems’e geldiklerinde, o, talebelerine, bir kerpiç üzerine nasıl teyemmüm edileceğini gösteriyordu.

Gelenlerden biri, en çok takıldıkları üç soruyu peşpeşe sıralayıverdi:

1- Allah var dersiniz ama görünmez, gösteremezsiniz; gösterin de inanalım!

2- Şeytan’ın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da Cehennem’de ateşle ceza verilecek, dersiniz. Ateşten yaratılmış olan Şeytan’a, ateş acı verebilir mi?

3- Ahrette herkes hakkını alacak, yaptıklarının karşılığını görecek, diyorsunuz. Rahat bırakın şu insanları, istediklerini yapsınlar…

Sorular biter bitmez Şems, elindeki kerpici, soruları soran felsefecinin kafasına vurdu.

Felsefeci, hemen kadıya gitti ve Şems’ten şikayetçi oldu.

“Ben soru sordum, o bana kerpiçle vurdu!” dedi.

Şems-i Tebrizi de kendini savundu:

“O bana soru sordu, ben de cevabını verdim.”

Kadı bu işi açıklamasını isteyince de şu açıklamayı yaptı:

“Efendim, bu adam, “Bana Allah-û Tealâ’yı göster.” dedi. Ben de elimdeki kerpici başına vurarak sorusunu açıkladım. Şimdi başının ağrıdığını söylüyor. Bana başının ağrısını gösterebilir mi?”

Adam şaşırdı ve,

“Ağrı gösterilir mi? Ancak hissedilir!” dedi.

Şems de taşı gediğine koydu:

“İşte, nasıl var olan ağrı gösterilemezse, Allah da vardır ama göze gösterilemez demek istedim!”

Şems savunmasına şöyle devam etti:

“Bu adamın ikinci sorusu, ateşten yaratılmış olan Şeytan’ın ateşle nasıl cezalandırılacağı idi. Ben bunu açıklamak için de başına topraktan yapılmış bir kerpiçle vurdum. Başı acıdı, ağrıdı. Oysaki kerpicin de kendisi gibi asıl maddesi topraktır. Nasıl toprak toprağa acı veriyorsa, ateş de ateşten yaratılmış Şeytan’a acı verecektir. Üçüncü sorusu da “Bırakın insanları, isteyen istediğini yapsın; niçin ahrette yapılanların karşılığı verilecek, diye korkutuyorsunuz?” şeklindeydi. Ben de ona, canımın istediğini yaptım. Ama bundan hoşlanmadı ve beni size şikayet etti.”

Felsefeciler, bu açıklamalar karşısında ne söyleyeceklerini bilemediler ve çok mahcup oldular.

Incoming search terms for the article:

Sayfa 3 - 41234