Posts Tagged “senin”

July 31, 2010 Categorized under Mevlana Sözleri

Mevlana Sözleri 5





Mevlana Sözleri A:

· Koruktaki su ekşidir ama koruk üzüm olunca tatlılaşır, güzelleşir. Derken küpte yine acır, haram olur fakat sirke olunca ne güzel katıktır. 

· Ay, yıldızlardan utanır ama yine de cömertliği yüzünden yıldızların arasında bulunur. · İnanan, inananın aynasıdır. 

· Sen şekillerde kalırsan puta tapıyorsun demektir. Her şeyin şeklini bırak, manasına bak. 

· Rengi kara bile olsa, bir kişi seninle aynı maksadı güdüyorsa, ona ak de, senin rengindedir. 

· Hacca gideceksen, bir hac yoldaşı ara. İster Hint’li olsun, ister Türk, ister Arap. Şekline, rengine bakma, maksadı ne, ona bak.

· Yokluk, varlığın aynasıdır. 

· Arslanın boynunda zincir bile olsa, bütün zincir yapanlara beydir arslan. 

· Zıddı meydana çıkaran, onun zıddı olan şeydir. Bal, sirkeyle belirir. 

· Kasırga pek çok ağaçlar yıkar fakat yeşermiş bir ota ihsanlarda bulunur. 

· Dostların ziyaretine eli boş gelmek, değirmene buğdaysız gitmektir. 
Mevlana Sözleri B:

· Herkes güneşi görebilseydi, güneşin ışıklarına delalet eden yıldızlara ne ihtiyaç vardı? 

· Hiç köpeğin havlaması, ayın kulağına değer mi? 

· Huzurunda bulunmayanlara bile böyle elbiseler, böyle yiyecekler verirse, kim bilir konuğun önüne ne nimetler koyar.

· Hıristiyanların bilgisizliğine bak ki, asılmış Tanrı’dan medet umuyorlar.

· Resim, ressama, beni kusurlu yaptın diye söz mü söyleyebilir? 

· İnsanoğlu, dilinin altında gizlidir. Dil, can kapısının perdesidir. Yel, perdeyi kaldırdı mı ne var, belirir bize. 

· Sen de sağ eline bir sopa aldın ama senin elin nerede, Musa’nın eli nerede 

· Akıllı birisinden gelen cefa, bilgisizlerin vefasından iyidir.

· Kara odun ateşe eş oldu mu, karalığı gider, tümden ışık kesilir. 

Mevlana Sözleri C:

· Bağış, kine merhemdir. 

· Tahta içinde yaşayan kurt, o tahtanın fidan olduğu vakit ki halini bilir mi hiç? 

· Madem ki hırsızsın, bari o güzelim inciyi çal, madem ki gebe kalıyorsun, bari yüce bir çocuğa gebe kal.

· Korukla üzüm birbirine zıttır ama, koruk olgunlaştı mı güzel bir dost olur. 

· Tanrı yüzünü çirkin yaratmışsa, kendine gel de, hem çirkin yüzlü hem çirkin huylu olma bari. 

· Aynada bir şekil görürsün hani, senin şeklindir o, aynanın değil.

· Satrançta piyon yola çıkar da, sonunda yüce vezir olur.

· Kibir kokusu, hırs kokusu, tamah kokusu, söz söylerken soğan gibi kokar. 

· Sonsuzun iki yanı da yoktur, ortası nasıl olabilir? 

· Dosttan, yakınlardan gelen bir cefa, düşmanın üçyüzbin cefasına bedeldir. 

Mevlana Sözleri D:

. Bal yiyen arısından gocunmaz..

· Güneşin ışığı pisliğe vursa bile pislenmez, ışıktır o. 

· Başın ırmağın suyuna daldı mı, suyun rengini nasıl görebilirsin?

· Davud’un elinde mum oluyor, senin elindeyse mum, demire dönüyor. 

· Sabır, insanı maksadına en tez ulaştıran kılavuzdur. 

· Yılan yumurtası da serçe yumurtasına benzer ama aralarında ne kadar fark var. 

· Bilginin, iki kanadı vardır, şüphenin tek. 

· İkiyüz batman bala, bir okka sirke döksen, balın içinde erir, gider. Balı tattın mı sirkenin tadını bulamazsın fakat tartarsan bir okka fazla gelir. Demek ki sirke, hem yok olmuştur, hem vardır. 

· Bir kuyudan her gün toprak çeker, her gün orayı kazar, eşersen, sonunda arı duru suya ulaşırsın. 

Incoming search terms for the article:

July 28, 2010 Categorized under Mevlana, Mevlana Sözleri

Ne olursan ol gel





Ey Mevlana!

Sen insanı, “hazret-i insan” bildin. İnsanlar da seni, insanlığın en parlak yıldızlarından biri bildi. Sen açtın yüreğini kocaman, koskocaman; yüreğin kadar büyüdün. Hiç kimsenin acı ve azap çekmesini, Cehenneme düşmesini istemedin.

Bu sebeple seslendin herkese, her kesime ve en feci günahlara düşmüşlere…

“Gel, gel, gel!

Ne olursan ol, gel!

Kim olursan ol, gel!

Tövbeni yüz kere bozmuş olsan da gel!” dedin.

Çünkü senin dergâhın, ümitsizlik dergâhı değildi.

Ümitlerin tükendiği yerde, Rahman ve Rahim Olan’ın merhameti, şefkati ve bağışlayıcılığı vardı.

Sen bu coşkun rahmeti fark ettin; bize de fark ettirdin.

Biliyordun ki Rabbinin affı sonsuzdu, bağışlaması sınırsızdı, rahmeti gelmek için hep vesile arardı.

İşte sen, o Allah ahlakının güzel bir temsilcisiydin.

Şimdi ise o ahlaka çok muhtacız, o pırıl pırıl kalbinin coşkun duygularına pek hasretiz. İşte bu sebeple bir kez daha çalıyoruz kapını.

O hiç kapanmayan ve hep çağıran dergâhında, bizim de olsun yerimiz.

Lâyık olmasak da kabul edeceğini biliyoruz. Çünkü yedi asır sonra hâlâ kulaklarımızda çınlıyor davetin, “Gel, gel!” diyen sesin…

Incoming search terms for the article: