Posts Tagged “edip”

August 9, 2010 Categorized under Mevlana Hikayeleri

Mevlana ve Tevazu





Mevlana hayatının her anında çok alçak gönüllü idi. Büyük küçük, âlim cahil, Müslüman Hristiyan, halktan hükümdarlardan herkese ve her kesime tevazuyla yaklaşırdı. Hayatında kibir, gurur ve kendini beğenmişlik asla görülmedi.

Mevlana, bu engin tevazuyla bazen Hristiyanları da ziyaret ederdi. Konya yakınlarındaki bir manastıra gidip orada rahiplerle sohbet etmiştir.

İşte o din adamlarından biriyle Konya çarşısında karşılaştı. Papaz, Mevlâna’yı görünce büyük bir hürmetle eğilerek, saygıyla selamladı. Mevlana ise daha çok eğilerek papazın selamına karşılık verdi.

Papaz doğrulunca baktı ki Mevlâna hâlâ eğilmiş haldedir.
Hiç beklemediği bu tavırdan dolayı şöyle dedi:

“Ey din sultanı, bu ne kadar tevazu, ne kadar gönül alçaklığı? Benim gibi bir zavallı rahibe bu saygı, değer mi?”

Mevlana, bu soruyu şöyle cevaplandırdı:

“O kimse ne mutludur ki Allah onu malla, güzellikle, şerefle ve itibarla üstün kıldı da o kimse malıyla cömertlik yaptı, güzelliğiyle iffetini korudu, şeref ve itibar sahibi olduğu hâlde alçak gönüllü oldu.” Buyuran Hz. Muhammed Efendimiz (s.a.v), bizim sultanımızdır.

“Böyle bir peygamberin ümmetinden olduğum için, Allah’ın kullarına nasıl alçak gönüllü davranmam? Niçin kendi küçüklüğümü belirtmeyeyim? Eğer bunu yapmazsam neye ve kime yararım?”

Mevlana’nın bu açıklamaları üzerine papaz, hemen oracıkta Müslüman oldu. Bir süre sohbet edip ayrıldılar.

Mevlana, medresesine gelince oğlu Baheddin Veled’e dedi ki:

“Bahaeddin, bugün zavallı bir rahip, bizim tevazuumuzu elimizden almaya çalıştı. Fakat Allah’a hamdolsun ki O’nun lütfu ve Efendimizin yardımıyla biz tevazuumuzu ona kaptırmadık!”

Incoming search terms for the article:

August 8, 2010 Categorized under Mevlana Şiirleri

Mevlana’nın Allah Sevgisi





Mevlana’nın Allah Sevgisi:

Azat kabul etmez bir kul olmayı istiyor  Mevlana. Çünkü Rabbini çok seviyor. O sevgi öyle güzel, öyle özel, öyle tatlı ki…

“Sevgiden acılar tatlılaşır.
Bakırlar altınlaşır sevgiden.
Sevgiden tortular saflaşır.
Dertler derman olur sevgiden.

Ölü, sevgiden dirilir.
Şah, sevgiden köle edilir.
Allah’a karşı bu sevgi ilimdendir.
Saçma sapan biri, böyle bir tahta nasıl kurulur?

Eksik bir ilim nasıl doğurur bu aşkı?
Eksik bir ilimden eksik bir aşk doğar maddeye karşı.

Öyleyse muhabbet ve aşkı sadece Allah’ın vasfı bil.
Ey aziz, korku, Allah’ın vasfı olamaz.
Havf ve haşyet, kulun vasfı ve en mühim meziyetlerindendir.
Mademki (Kur’an’da) “yuhibbunehu” yu okuyorsun,
“Yuhibbuhüm” ile de istediğine yaklaşırsın.”

Cenab-ı Hak, Maide Suresinde, “Allah onları sever [Yuhibbuhu], onlarda Allah’ı severler  [yuhibbuhüm].” Buyurur.

Allah sevgisi müthiş bir iksirdir; inkârcıyı bir anda mümin yapar, mümini bir anda arif edip irfan mertebesine çıkarır.

Allah sevgisi olan kalpten, şek ve şüphe silinir, yerine tam bir iman gelir.

Gönül sevginin yeridir. Maddî varlığımızda ikilik olabilir ama sevginin makamı olan gönülde iki sevgiye yer yoktur.

“Senin elinin, gözünün, ayağının iki oluşu doğrudur; fakat gönül ve sevgilinin iki olması hatadır. Sevgili bir bahanedir; asıl sevgili Allah’tır.”

Allah’ın “asıl sevgili” olduğu yerde başkasına yer kalmaz:

“Gönlünün içindeki ve dışındaki hep O’dur.
Tenimdeki can, damar ve kan hep O’dur.
Artık o yere küfür ve iman nasıl sığar?
Keyfiyetsiz olan benim vücudum hep O’dur.”

Incoming search terms for the article: